Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Yasemin Ergene Forum

Eylül 02, 2014, 07:14:31 ÖÖ
Haberler: Yasemin 'in      RESMİ  TWİTTER ADRESİ ;      https://twitter.com/yaseminozilhan 
Sayfa: 1 2 [3] 4   Aşağı git

Gönderen Konu: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri!  (Okunma sayısı 51682 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
.:::EDA:::. wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Nisan 15, 2008, 05:12:14 ÖS
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?


-ATATÜRKÜN DÜNYADA BAŞÖĞRETMEN SIFATLI TEK LİDER OLDUĞUNU
-BİR GEOMETRİ KİTABI YAZDIĞINI
-ÜÇGEN,AÇI,DİKDÖRTGEN GİBİ VE 48 TANE GEOMETRİ TARİMİNİ(TÜRKÇE)İSİM BABASINN BİZZAT M.KEMAL OLDUĞUNU
-NORVEÇÇEDE ATATÜRK GİBİ OLMAK DİYE BİR DEYİM OLDUĞUNU
-ATATÜRKÇİÇEĞİNİN ADINI ,ÇİÇEĞİ BULAN WANDERBİT ÜNİVERSİTESİ PROF.DR.KİRK LANDIN 'İN KOYDUĞUNU VE BU ÇİÇEĞİN TÜM DÜNYADA BU İSİMLE ÜRETİLİP SATILDIĞINI
-YUNAN BAŞKOMUTANI TRİKOPİS'İN,HİÇBİR ZORLAMA VE BASKI OLMADAN HER CUMHURİYET BAYRAMINDA ATİNADAKİ TÜRK ELÇİLİĞİNE GİDEREK ,ATATÜRKÜN RESMİNİN ÖNÜNE GEÇTİĞİNİ VE SAYGI DURUŞUNDA BULUNDUĞUNU
-KURTULUŞ SAVAŞI'NDA RÜTBE ALAN BİR ÇOK KADIN ASKERLERİMİZİN OLDUĞU,DÜNYA TARİHİNE GEÇEN TEK BİR ÜSTEĞMENİMİZİN OLDUĞU,ÜST TEĞMEN KARA FATMAN'NIN 700 ERKEK,43 KADINDAN OLUŞAN MÜFREZENİN REİSLİĞİNE BİZZAT ATATÜRK TARAFINDAN ATANMIŞ OLDUĞUNU
-BİR RÖPORTAJDA BİRLEŞMİŞ MİLLETLER E ÜYE OLMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?DİYE SORULDUĞUNDA "ŞARTLARIMIZI KOYARIZ,KABULLERİNE BAĞLI.BİZ MÜRACAAT ETMEYİZ ÜYE OLMAK İÇİN,DAVET GELİRSE DÜŞÜNÜRÜZéDEDİĞİNİ VE BUNUN ÜZERİNE BM YASASININ DEĞİŞTİRİLDİĞİNİ VE ÜYELİĞE DAVET EİLEN İL ÜLKENİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ OLDUĞUNU

''Edward Cullen'ı çekici yapan ölümsüzlüğü,dayanılmaz güzelliği ya da hızı değildir.O uyumamasına karşın her gece gelip sevgilisini uyurken sarması, ona ninni bile söylemesi, ona zarar vereceği korkusuyla ondan vazgeçip sevgilisinin ölümünü duyduğunda kendini koşulsuz yok etmeye karar vermesidir. Geri döndüğünde o yokken sevgilisini teselli eden Jacob ve sevgilisi arasındakileri anlamaya çalışması,Bella'yı yargılamamasıdır.Koşulsuz ve sonsuz sevgi.'' ekszlk
ysmnablm_gizem wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Mayıs 13, 2008, 06:18:58 ÖS
Değerli ATATÜRK'ÜMÜZÜN ANILARI...
Yugoslav Kralı müteveffa Aleksandr, Balkan Atlantı'nın imzasını takip eden günlerde memleketimize gelmişti. Atatürk'le sohbeti sırasında, şahsına ve Türk Milleti'ne karşı duyduğu yakınlığı ve iyi hisleri ifade için dedi ki:

"-Cihan Harbini takip eden mütareke günlerinde, İtilaf devletleri Yunanistan'dan evvel Türkiye'yi işgali bana teklif etmişlerdi. Fakat hiç tereddüt etmeden bu teklifi reddettim, bunun üzerine Yunanlıları tercihe mecbur kaldılar."

Mustafa kemal muhatabının sözlerini sükunetle dinledi ve birden yerinden kalkıp, muhatabını şaşkınlık içinde bırakarak elini sıktı:

"-Size ve milletinize geçmiş olsun Ekselans..." dedi.

Ve anlatmak istedi ki, Türk topraklarına saldıran kim olursa olsun akibeti değişmeyecekti!

***

Daha sonra, kalb-i alakası uğruna taç ve tahtını terkederek, İngiltere Krallığı makamını terkedip Windsor Dük'ü olarak kalmayı tercih eden İngiltere Kralı Sekizinci Edward da Atatürk'ün misafiri olmuştu. Neşeli bir akşam yemeğini takip eden sohbet sırasında, mevzu, Türk ordusunun savaş gücüne intikal etti. İngiliz hakikatçiliği ile, Mustafa Kemal'in ne eşşiz bir kumandan olduğunu bilen misafiri, Atatürk'e o tarihte bir milyonluk insan gücü olan Türk ordusunun iki milyonla harp sahnesine çıkmasının, dünya barışı için "Ne güvenilecek kuvvet..." olduğunu söyledi. Atatürk'ün "iki milyon"u "bir milyon" olarak nezaketle tashihini de şu hayranlık duygusuyla tamamladı:

"-Evet Atatürk... Bir milyon Türk ordusu, bir milyon da şahsen siz. Ben tahminimde hata etmedim."

Başkumandanlık yıllarını hatırlayan Gazi, atavik gururu dünyaca malum olan haşmetli misafirinin bu nazik esprisinden elbette çok mütehassis olmuştu. Fakat ona Türk ordusu ve bilhassa hayatında en sevdiği varlık olan Mehmetçik için daha aydınlık bir fikir vermek istedi:

"- Eğer, yurt ve dünya sulhü ve insanlık hürriyetleri için bir kuvvet dengesi olarak ihtiyaç olursa, bizim ordumuzun her ferdini bana layık gördüğünüz ölçü içinde ölçebilirsiniz."

Yani bir milyon kere bir milyonluk bir kuvvet... Milletinin kıymeti için böylecesine sonsuz güven sahibi idi.

"Bir Türk dünyaya bedeldir." , "Ne mutlu Türk'üm diyene!" hükümlerinde asla "politika" kokmaz. Bu daha çok milletinin aslında var olan hasletlerini devrin bilgi ve tekniği ile cihazlamak hasretini, kendisinden sonra geleceklere inandırmak duygusunun ifadesi idi.

«« ẰگЌĮм گéήì گèυêУǿŕµм »»# ((¯`»¦«´¯)) AşKMeLeGi ((¯`»¦«´¯))>>Yaso'MmM..ﻛ є и ط ц ĸ α ℓ ط í и
 ط í я τ α и є s í ´ s íи¤°± ¢®@Z¥ ±°¤Ù’][’âÑgé ;)'+&^%w@NyH@Kssxx^%+ işte tackım <<< 
;):) Y@$€w!N €rq€n€--ß!LLuR y@zq@n
jasminergene wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Mayıs 21, 2008, 07:28:38 ÖS
Atatürk Amasya ziyaretinde.Vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbette. Bir ara tam karsısında oturan birine takılır gözleri. Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk'ün dikkatini çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;
- Kimdir bu?
Vali yanıt verir;
- Efendim kendisi Şıh'tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve;
- Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Sunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir.
Şıh;
- “ Emrin olur Paşam ” diyerek yerine çekilir.
Aradan zaman geçer, bir aksam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar ve Vali'yi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği’ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata’yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış...
Şıh gelir, Ata’nın karsısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet bastan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünülmüştür. Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya sorarlar;
- Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?
Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp;
- Dün aksam Amasya Valiliği’ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim der.
Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh'a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır;
- İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla...

jasminergene wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Mayıs 21, 2008, 07:29:09 ÖS
Devlet imkanlarını amacına uygun kullanma

Sivas kongresi sonrasi, heyeti temsiliye’nin Ankara’ya gelmesi kararlastirildiktan sonra Mustafa Kemal ve Hüseyin Rauf beraberlerindekilerle ankara’ya geldiklerinde keçiören yolu üzerindeki ziraat mektebi’ne misafir edilmislerdi. Daha sonra Mustafa Kemal Ankara istasyonundaki gar müdürlügü binasina yerlesti. Burasi hem evi, hem çalisma yeriydi.

O tarihlerde ankara vilayetinin sehir merkezi kale ve onun hemen çevresi idi. Keçiören, Etlik, Dikmen, Ayranci’da bag evleri vardi. Bunlar arasinda Çankayada papazin bagi olarak adlandirilan iki katli ev Mustafa Kemal’e armagan edildi ve o da evi ordu’ya devrederek evin adi ordu köskü oldu. Iki katli binaya 1924’de ilaveler yapildi fakat bina isitilamiyor idi. Zafer, inkilaplar, cumhuriyet, dünyanin üzerimizde toplanan gözleri, Mustafa Kemal’in müstesna sahsiyeti, mütevazi de olsa yeni bir devlet baskanligi konutunu zorunlu kiliyordu.

Mustafa Kemal yeri kendi seçti, kayalar düzenlendi, dis cephe pembe rengin hakimiyetinde, içerde yesilin her tonu ile ve planin esasi Mustafa Kemal’in olan yapi 1932’de tamamlandi ve ayni yilin haziran ayinda da tasinildi.
Pembe köskün dösenmesi için bütçede pek mütevazi para vardi. Gazi, gerekli olani sahsi imkanlari ile karsilama karari aldi ve kendisine tavsiye edilen o günlerde beyoglu istiklal caddesinde bir türk’ün açtigi dekorasyon magazasi sahibi Selahattin Refik beyi ankara’ya davet etti. Binayi gezdirdi, arzularini açikladi ve kendisinden teklif istedi.
Kisa süre sonra kendisine sunulan tasariyi inceledi, muhatabi konuyu gerçekten biliyordu ve anladi ki, kendisini taniyanlarca da uyarilmisti. Buna ragmen teklifleri hazirlayanlari kirmadan ülkenin mütevazi imkanlarini izah edebilmis olmanin rahatligi içinde feragatlar istedi. O sirada ata’nin yaninda olan Ankara belediye baskani asaf İlbay bey Ata’nin su açiklamasini kaydeder.
“biliyorsunuz burasi cumhurbaskanligi köskü... Mülkiyeti devletin... Benden sonra buraya meclisin veya belki milletin dogrudan seçecegi zatlar gelecek. Bu esyalarin parasini benim sahsen verdigimi sizler biliyorsunuz ama, yarin bunu bilmeyenler içinde yanlis hükümler veren olmaz mi? Memlekete en zaruri hizmetlerin yapilamadigi bütçe darligi içinde israf yapildigini düsünenler bulunmaz mi? Bir endisem de karar mevkinde olanlarin sahsi arzularini devlete yükleme mevzuunda beni emsal göstermelidir. Bunu hiç istemem.”
Sonra Selahattin Refik bey’e döner:
“sahsi imkanlarin olsa bile, böyle mekânlara asgari masraflarla rahat ve zevkli tefrisi tercih etme tercihindeyim. Beni anliyorsunuz zannederim.” Der.

jasminergene wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Mayıs 21, 2008, 07:29:30 ÖS
Bayrağa Saygı

Atatürk bu engin insanlik duygusu ile milletlerin istiklali prensibine olan gönülden saygi ve bagliligini izmir’e girdigi sirada da göstermisti... O’na İzmir’de Karsiyaka’da bir ev hazirlanmisti ki, bu evde isgal esnasinda Yunan krali Konstantin’de kalmisti... Evin sahibinin oglu ile hazirlikta çalisanlarin bazi yakin akrabasi Yunanistan’da esir bulunuyorlardi; isgal esnasinda, bütün Türkler gibi çok izdirap çekmislerdi; içlerinden yaraliydilar ve yunanlilardan öç almak atesiyle yanip tutusuyorlardi. Bu duygularin etkisi altinda evin dis merdiveninin üzerine, muzaffer baskomuta’ninin basip geçmesi için, ipek bir düsman bayragi sermislerdi...
Atatürk yere serili bayragin önünde durmustu; etrafinda bulunan kadin-erkek izmirliler, kendisini içeriye girmeye davet ediyor, gözleri yaslarla dolu:
“buyurunuz, geçiniz, bizim öcümüzü yerine getiriniz. Yabanci kral bu evden içeri, bizim bayragimiza basarak girmisti; siz lütfedin, bu karsilikla o lekeyi silin. Burasi bizim sehrimizdir, bu ev sizin evinizdir, bu hak sizindir” diye yalvariyorlardi.
Hiçbir durumda benligini ve sagduyusunu kaybetmeyen civanmert insan; kendilerine en tatli bakis ve sesi ile:
“o, geçmiste hata etmis; bir milletin iskitlalinin timsali olan bayrak çignenmez, ben onun hatasini tekrar edemem,” cevabini vermisti ve ancak bayragi yerden kaldirttiktan sonra beyaz mermerlere basarak içeri girmisti...

jasminergene wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Mayıs 21, 2008, 07:29:46 ÖS
Cumhuriyet

Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalik bir halk kitlesi iskelede etrafini çevirmis bulunmakta idi. Bir kadinin, elinde bir kagitla Atatürk’e yaklastigi görüldü. Ihtiyar, zayif bir kadindi. Ata’nin yolunu keserek titrek bir sesle:
- beni tanidin mi ogul? Dedi. Ben sizin Selanik’te komsunuzdum. Bir oglum var; devlet demiryollarina girmek istiyor. Siz onu alsinlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oglumu yine ise almamis..ne olur bir kere de siz söyleseniz.
Atatürk’ün çelik bakisli gözleri samimiyetle parladi... Elleriyle genis jestler yaparak ve yüksek sesle :
- oglunu almadilar mi? Dedi. Ben tavsiye ettigim halde mi almalidar? Ne kadar iyi olmus... Çok iyi yapmislar... Iste Cumhuriyet böyle anlasilacak...
Kadin kalabaligin içinde kaybolmustu. Ve Atatürk adeta vecd (çosku) dolu bir sesle:
- iste Cumhuriyetten bekledigimiz netice... Diyordu.

jasminergene wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Mayıs 21, 2008, 07:30:24 ÖS
Son Düzenleme: Mayıs 21, 2008, 07:32:53 ÖS Gönderen: jasminergene
Atatürk'e bir köylünün cevabı

Tarihimiz sayisiz savaslarla doludur. Biz bu savaslardan baskaldirip ne memleketi imar edebilmisiz, ne de kendimiz refaha kavusmusuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda oldugu kadar düsmanlarimizdadir da. Çünkü basta moskoflar olmak üzere düsmanlarimiz hep söyle düsünürlerdi :

- Türklere rahat vermemeli ki, baska sahalarda ilerleyemesinler...

Bunun için de sik sik basimiza belalar çikarirlar, savaslar açarlar, Balkan milletlerini istiklal diye kiskirtirlardi.

Biz böyle durmadan savasirken de o zamanlar askere alinmayan gayri müslimler durmadan zenginlesirlerdi.

Onlarin neden zengin, bizim neden fakir kaldigimizi bir köylü, Atatürk'e verdigi kisa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmistir.

Atatürk, Mersin'e yaptigi seyahatlerden birinde, sehirde gördügü büyük binalari isaret ederek sormus :

- bu kösk kimin ?
- kirkor'un...
- ya su koca bina ?
- yargo'nun
- ya su ?
- salomon'un...
Atatürk biraz sinirlenerek sormus :

- onlar bu binalari yaparken ya siz nerede idiniz ? Toplananlarin arkalarindan bir köylünün sesi duyulur :

- biz mi nerede idik ? Biz Yemen'de, Tuna boylarinda, Balkanlarda Arnavutluk daglarinda, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savasiyorduk pasam...

Atatürk bu hatirasini naklederken :

- hayatimda cevap veremedigim yegane insan bu ak sakalli ihtiyar olmustur, der dururdu...

jasminergene wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Mayıs 21, 2008, 07:30:50 ÖS
Kadın

Ankara'da yakici bir yaz günü idi Atatürk beraberinde arkadaslari ve yaverleri oldugu halde Kizilcahamam'a giderken Kazan köyü yakinlarinda durmus ve otomobilinden inmisti. Köyün kadini, genci, yaslisi, ihtiyari köylerin içinden geçen, sosede duran bu yabanci konuklari görünce hep kosustular. Kimi su seyirtti, kimi ayran , bunlardan biri, gügümünden aktardigi soguk ayrani ata'ya uzatti:
- bir soguk ayran içermisiniz,dedi.
Bu çorak iklimin kavurdugu yüzünde bronzlasmis Türk kadinin en bariz ifadelerini tasiyan, bir türk anasi idi. Bögrüne sikistirdigi kundagi biraz daha bastirdiktan sonra, sag elindeki ayran bardagini uzatti, bekledi. Ata'si, ayrani kana kana içmis ve biran durakladiktan sonra ona :
- senin kocan kim ? Diye sormustu
Köylü kadini,yüzü tunçlasmis, elleri nasirli bir Türk anasi Ankara'nin kendine has sivesi ile kocasinin Sakarya harbinde bogazindan yaralanmis bir cengaver oldugunu söyledi. Ata bir soru daha sordu :
- ne zaman dogdun?
- 1919'da Atatürk Samsun'a çiktigi zaman dogdum.
Ata, bir an düsündü. Yil 1934 idi. Kadinin bu ifadesine göre 15 yasinda olmasi lazim gelirdi. Halbuki karsisindaki kadin 25 yaslarinda görünüyordu tekrar sordu :
- nasil olur
- evet , nasil olurdu .bu sati kadin hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin isgal altinda geçirdigi aci yillari ima ederek:
- evet pasam,ondan evvel yasamiyordum ki !
Bu espiri ata'yi bir hayli düsündürdü. Ayrilirken yaverine kadinin ismini ve adresini not ettirdi.daha sonra biz sati kadini büyük millet meclisine giren ilk kadin milletvekili olarak görmekteyiz...

Birinci Dünya Savaşında Irak'ta İngilizlerle savaşıyorduk. Bir aralık ele geçirdikleri Kutülemara kalesini az sonra bizim ordu çevirmiş, epey uğraştıktan sonra düşürmüş, içindekileri de komutanları General Townshend ile birlikte tutsak etmişti. Komutan İstanbul'a getirilerek savaşın sonuna değin Heybeliada'da gözaltı edilmiş, bırakışma olunca da yurduna dönmüştü.

Anadolu'da Kurtuluş Savaşı başladıktan sonra General Townshend'in güney kıyılarımızdaki limanlardan birine geldiği ve Mustafa Kemal ile görüşmek istediği bildiriliyor. Ata onu Konya'da kabul ediyor, ama ikisi karşılaşınca general şaşkın şaşkın duraklıyor ve şöyle bir konuşmaya yol açıyor:

- Affedersiniz, görüyorum ki işin içinde isim benzerliğinden doğan bir yanlışlık var, ben sizi başka bir Kemal sanmıştım.

- Nasıl bir Kemal?

- Kütülemara'da ordumla birlikte çevrilmişken karşı tarafta Kemal adlı çok centilmen bir komutan vardı. Onunla hasım olmakla birlikte aynı zamanda çok da dost olmuştuk. Bu işin başına onm sandım da...

- Onunla dost olduğunuz gibi benimle de olabilirsiniz. Buyurun, oturun.

General oturur. İki asker, iki insan birbirini anlamakta gecikmezler. Biri karşısındakinin nasıl kutsal bir dava peşinde olduğunu, öbürü de ötekinin hala hasım durumunda olan bir devletin generali olmakla birlikte ne denli insanca düşündüğünü görür.

General hayran kaldığı yeni dostuna birkaç gün konuk olduktan sonra ayrılmak için izin isteyince Paşa şöyle bir öneride bulunur:

- Ben Ankara'ya döneceğim, Orada, içlerinde sizin doğrudan doğruya kendi dilinizle konuşabileceğiniz kimseler de bulunan arkadaşlarım var. İster misiniz birlikte gidelim? Onlarla da tanışmış olursunuz.

Ankara'ya dönüyorlar. General orada yeni tanıdıklar ediniyor. Yurduna dönrnek üzere vedalaşırken Paşa ona soruyor:

- Arkadaşlarımı nasıl buldunuz?

- Çok centilmen insanlar, ancak korkarım ki içlerinde sizi benim anladığım ölçüde henüz anlamamış olanlar vardır.

Paşanın karşılığı şu olmuş:

- Bunu biliyordum; fakat bu halin size de sezdirilecek bir derece de olduğunu şimdi anlamış oluyorum...

jasminergene wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Mayıs 21, 2008, 07:31:22 ÖS
Vatan işlerinde korkmak olmaz...

Sivas'ta vatan bütünlügü ve bütün millet adina bir kongre toplamaya karsi olanlar çoktu.
Isgal kuvvetleri ile İstanbul hükümeti de kongreyi toplatmamak için el birligi etmislerdi. Binbasi rütbesinde bir fransiz jandarma subayi, yanina bir tercüman alarak sivas valisine geldi.
"eger burada kongre toplanirsa fransizlar sivas'i isgal edecekler" dedi.
Vali, Mustafa Kemal'e ikinci bir kongreden vazgeçilmesini yahut Erzincan'da toplanmasini söyledi. Kuva-i milliyeci bir genç sonradan Sivas milletvekili Kasim da valiyi desteklemekteydiler. Mustafa kemal, ingilizlerin Samsun'u topa tutmak, on güne kadar yeni isgaller yapmak santaji ile kendi çalismalarina engel olmak istediklerini hatirlatarak bu blöflere kulak asmamalari cevabini verdi.
Hiç bir vaka olmadan 2 eylül aksami Sivas'a varilmistir. Sehirde ne kadar fayton ve yayli araba varsa hepsini karsilayicilar tutmuslardi. Yalniz hürriyet ve itilaf partisinden kimse yoktu. Kalabalik arasinda fransiz subayin tehdidi üzerine telaslanan genç rasim'i Gören Mustafa Kemal:
- "gençler için vatan islerinde ölmek olabilir, korkmak asla !
Kurtulus Savasi’nda Sakarya Zaferi nasil bir kader dönümü olmussa, anadolu'da yeni devletin kurulusunda sivas kongresi’nin o kadar büyük önemi vardir...

.:::EDA:::. wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Temmuz 04, 2008, 12:13:54 ÖS
Hikayelerle Atatürk Kitabindan:


Bayraga saygi:
Atatürk bu engin insanlik duygusu ile milletlerin istiklali prensibine olan gönülden saygi ve bagliligini Izmir´e girdigi sirada da göstermisti...O´na Izmir´de Kar$iyaka´ya bir ev hazirlanmisti ki,bu evde i$gal esnasinda Yunan krali Konstantin´de kalmisti... Evin sahibinin oglu ile hazirlikta calisanlarin bazi yakin akrabasi Yunanistan´da esir bulunuyorlardi ; isgal esnasinda, bütün Türkler gibi cok izdirap cekmislerdi; iclerinden yaralidiylar ve Yunanlilardan öc almak atesiyle yanip tutusuyorlardi.Bu duygularin etkisi altinda evin dis merdiveninin üzerine muzaffer baskomuta´ninin basip gecmesi icin, ipek bir düsman bayragi sermislerdi...

Atatürk yere serili bayragin önünde durmustur; etrafinda bulunan kadin-erkek Izmirliler,kendisini iceriye davet ediyor,gözleri yaslarla dolu:

"Buyurunuz,geciniz,bizim öcümüzü yerine getiriniz.Yabanci kral bu evden iceri, bizim bayragimiza basarak girmisti; siz lütfedin, bu karsilikla o lekeyi silin.Burasi bizim sehrimizdir,bu ev sizin evinizdir,bu hak sizindir " diye yalvariyorlardi.

Hicbir durumda benligini ve sagduyusunu kaybetmeyen civanmert ; kendilerine en tatli bakis ve sesi ile:

"O gecmiste hata etmis; bir milletin istiklalini timsali olan bayrak cignenmez,ben onun hatasini tekrar edemem" cevabini vermisti ve ancak bayragi yerden kaldirdiktan sonra beyaz mermelerle basarak iceri girmisti...

ALINTI!!

''Edward Cullen'ı çekici yapan ölümsüzlüğü,dayanılmaz güzelliği ya da hızı değildir.O uyumamasına karşın her gece gelip sevgilisini uyurken sarması, ona ninni bile söylemesi, ona zarar vereceği korkusuyla ondan vazgeçip sevgilisinin ölümünü duyduğunda kendini koşulsuz yok etmeye karar vermesidir. Geri döndüğünde o yokken sevgilisini teselli eden Jacob ve sevgilisi arasındakileri anlamaya çalışması,Bella'yı yargılamamasıdır.Koşulsuz ve sonsuz sevgi.'' ekszlk
mevlide wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Temmuz 21, 2008, 02:02:48 ÖS
Şıh'ın Sakalı
Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar; Kimdir bu? Vali
yanıt verir;
-Efendim kendisi ŞIH'tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve;
-"Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica
etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan"der ve eliyle
de boyun altı hizasını gösterir.
Şıh; -"Emrin olur Paşam". diyerek yerine çekilir
Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar
ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar.Vali nasıl söyleyeceğini
bilememekle birlikte, Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma
bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk
telefonu kapatır,kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp,
yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün
Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola
çıkmış... Şıh gelir Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen
kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet
baştan sona değiştirilmiş, bambaşka görünüme bürünülmüştür.
Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya
sorarlar;
-"Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne
ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?
Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp;
- "Dün akşam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim" der.
Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu
yazıyı da Şıh'a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır;
"İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim.
Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından
vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir.
Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla...
Bugünün Türkiye'sini aslında o zaman anlatmış olan Ata'mızın
kemiklerini sızlatmamak dileğiyle...
Şimdi üst makamlarda, milletvekili koltuklarında oturan, fakat
aynı yukarıda anlatılan zihniyetle bu ülkeyi yöneten insanlara hitab
edilmişcesine yaşanmış ve yazılmış bu yazıyı, değer
yargılarımızı ve ilkelerimizi,en önemlisi de Atatürk'ün bize miras bıraktığı bu
ülkeyi korumak adına tanıdığınız herkeze iletmenizi ve bu yazıyı
okuyup,geçmişi ve geleceğimizi, yakın geçmişi unutmadan! yeniden
analiz etmenizi rica ediyorum

yan cehennem yan,beş kamyon kömürlede ben geliyorum........:):)
yaso_tugba wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Ağustos 11, 2008, 03:10:51 ÖS
ATATÜRK, İSMET İNÖNÜ'YE KÜSKÜN VEDA ETTİ!

İsmet Inönü'nün Birinci Dünya savaşı sonrasında karşılaştıkları ve kendisine Anadolu'ya geçip milli mücadele yapmayı teklif eden Kazım Karabekir'e söylediği: "Kazım, bu iş sonu ümitsiz, gel birer çiftlik alalım, sen Kazım Ağa ol, ben İsmet ağa olayım, bırakalım bu işi" mealindeki sözlerinin delili 19.3.1998 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan bir kupürde ortaya çıktı. İnönü ve ailesi bu iddiayı yıllarca kabul etmedi.
Ali Rıza Kardüz'ün 10 Kasım 1997 tarihli yazısı:
Atatürk'ün hastalığında ve ölümünde İnönü Ankara'da idi.
Atatürk ve İnönü'nün yirmi yıllık arkadaşlıkları, İnönü'nün oniki yıllık başbakanlığı 19 Eylül 1937 akşamı "Çankaya" sofrasında noktalandı.
Birikimleri patlatan olay, Atatürk'e ait Orman Çiftliği'nin Ziraat Bakanlığı tarafından satın alınması girişimi idi. İnönü Hazine yardımıyla ve devlet eliyle geliştirilmiş bir çiftliğin bedel karşılığı devlete satılamayacağını söylüyordu. Atatürk 11 Haziran 1937 tarihinde "bütün çiftliklerini ve mallarını millete bağışladığını" açıkladı.
Bu açıklamadan kısa süre sonra Atatürk'ün davetiyle katıldığı Çankaya sofrasında İnönü'nün "... memleket davaları ilgili olmayanlarla görüşülerek, hep sofra başında kararlaştırılıyor. Ben bu vaziyetten korkuyorum..." demesi bağları kopardı. Atatürk "Bir ara verelim" dedi. İnönü "Hay, hay. Size müteşekkir olurum" diye cevapladı. Atatürk sordu: "Kimi düşünürsün?" İnönü, "Mazur gör, kimseyi söyleyemem" diye karşılık verdi. "Celal Bayar?", "Hakikaten bana iyi tesir etti."
Konuşma bitmişti.
Bunları İnönü'nün torunu Gülsün (Toker) Bilgehan'ın "Mevhibe" isimli kitabından aktarıyorum. (Bilgi Yayınları / Özel Seri 32, Birinci Basım 1994, 280 S.)
Gülsün (Bilgehan) Toker anlatıyor: "Bahar gelmişti. 26 Mayıs 1938 günü Atatürk yazı geçirmek üzere trenle İstanbul'a hareket etti. İstasyonda kendisini uğurlayanlar arasında İsmet Paşa da vardı. Kalabalıktan uzakta, bir köşede bekliyordu. Kargaşa sırasında iki arkadaş birbirlerine yaklaşamadılar. Atatürk dostunun elini sıkamadan başkentten ayrıldı. Ankara'ya bir daha dönemeyecekti."
Çankaya'dayken hastalığı tehlike sinyalleri vermişti. Atatürk ölümcül bir karaciğer rahatsızlığı olan siroza yakalanmıştı.
"Aynı sıralar İsmet Paşa da yatağa düştü. Şiddetli bir safra kesesi krizi geçiriyordu. Ankara'da İsmet Paşa, Mevhibe'nin gayreti ile düzenli bir tedavi görüp iyileşmeye başlarken, İstanbul'da Atatürk'ün sağlığı giderek bozuluyordu."
"Atatürk'ün çevresi İnönü'nün İstanbul'a gelip Atatürk'ü görmesini önlemek için büyük çaba içine girmişlerdi. Atatürk'e İnönü'nün Ankara'dan ayrılamayacak kadar hasta olduğu, ölüm döşeğinde yattığını söylüyorlardı."
İnönü'nün Atatürk'ü görmek için İstanbul'a gitmemesini Gülsüm (Toker) Bilgehan "Mevhibe" isimli kitabında şöyle anlatır:
"Bir gün öğleden sonra İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Ankara'yı aradı. Atatürk'ün günleri sayılıydı. Son bir kere İsmet Paşa'yı görmek istiyordu. Mevhibe bu defa tavrını koydu. Kocasının gidip son bir defa arkadaşını ziyaret etmesini istiyordu. Fakat Çankaya ile Dolmabahçe arasında garip bir dram oynanıyordu. İstanbul'da İnönü'nün başkentte kalması tercih ediliyordu. Ankara'da ise eski başbakanın yakın arkadaşları gitmesine engel oluyorlardı. Gazi'den sonra geride kalacak tek lider adayının İsmet Paşa olduğu belliydi. Kendisine bir suikast düzenleneceğinden korkuyorlardı. Mevhibe söylenenlere inanmıyordu. Bütün gücüyle İnönü'yü ikna etmeye çalıştı. Eski dostları Dr. Refik Saydam heyecanlıydı. "Aman Paşam, nasıl gidersiniz? Yapacaklarını biliyorsunuz. İmkanı yok böyle bir çılgınlıkta bulunamazsınız" diye feryat ediyordu. İnönü çaresiz kalmıştı. İki adım attı ve açık telefona kararını bildirdi. Ankara'da kalıyordu."
Sabiha Gökçen anlatıyor: "29 Ekim 1938 sabahı bütün gayretine karşın kalkamadı yatağından. Beni görür görmez ilk sözü şu oldu: Bugün bayram.. Yüzü her zamankinden daha solgundu. Elleri balmumu rengini almıştı. Gözlerinin etrafındaki mor halkalar derin birer kuyuyu andırıyordu.
Akşama doğru gençler yine vapurları doldurarak tıpkı 30 Ağustos'sa olduğu gibi Dolmabahçe Sarayı'nın önüne gelmişlerdi. Ata'yı görmek istiyorlardı. Coşmuşlardı. Tezahürattan yer gök inliyordu.
Pencerenin önüne bir koltuk yerleştirdiler. Atatürk koltuğa oturdu. Onu gören gençler çılgınca alkışlıyor, bayraklarını sallıyorlardı. "Yoruldum" dedi. "Çok çabuk yoruluyorum. Beni lütfen yatağıma yatırınız". Ve yatağına yatırıldı. Atatürk komaya girmişti. Doktorlar onu yeniden hayata döndürmeye muvaffak olmuşlardı. Atatürk ilk krizi atlatmıştı ama, büyük bir eriyiş içindeydi. Atatürk ikinci komaya girdi. Ve de saat, 10 Kasım sabahı 09.05'de durdu.
İnönü'nün torununun kaleminden 10 Kasım 1938 sabahı Pembe Köşk'te olanları okuyalım: "Pembe Köşk'ün telefonu çaldı. Ev halkı günlerdir kötü bir haberin sıkıntılı bekleyişi içindeydi. Duymaktan korktuklarını telefondaki ses söyledi: "Cumhurbaşkanı hazretlerini bu sabah kaybettik. Allah İsmet Paşa'mızı başımızdan eksik etmesin". Mevhibe yukarı katta hüzün içindeyken Pembe Köşk'ün salonlarında hava değişmişti. Son ayların buruk, kasvetli atmosferi yerini telaşlı bir hazırlığa bırakmıştı. Telefonlar ve ziyaretler sıklaştı. Haber kısa sürede ulaştı: CHP Grubu İsmet İnönü'yü Türkiye'nin ikinci cumhurbaşkanlığına aday gösteriyordu.
"İsmet Paşa ancak gece yarısına doğru yukarı kata çıkabildi. Mevhibe başını cama dayamış ağlıyordu. Karısına yaklaştı. "Hanımcığım, artık kendini üzme... Önümüzde çetin günler var. Beni yalnız bırakma" dedi. Bu, ertesi gün cumhurbaşkanı seçileceğinin garip bir açıklamasıydı!.."
(Sabah gazetesi. 10 Kasım 1997)
ALINTI
Konuyla ilgili Falih Rıfkı'nın anlatımı ise şu şekilde:
"Derken başbakan (İnönü) ikinci bir çıkış daha yapıyor:
- Ne oldu paşam size? Eskiden böyle değildiniz. Artık emirlerinizi hep sofradan mı alacağız? Aramıza Kara Tahsinler giriyor. Konuşmamıza meydan vermiyorlar, diyor.
Atatürk gene soğukkanlılığını bozmadan:
- Efendiler anlaşılıyor ki, bugün fazla görüşemeyeceğiz. Siz artık rahatınıza bakın, ben biraz dinleneceğim diyor ve sofrayı bırakıyor.
Vekiller de bir müddet sonra çekilip gidiyorlar.
Ertesi gün Atatürk İstanbul'a hareket etti. Ben de yanında idim. Önce İnönü'yü kompartımanına çağırdı. Kendisine:
- Görev arkadaşlığımız bitmiştir. Ama dostluğumuz devam edecek, dedi. İnönü iki eli ile yüzünü kapadı. Atatürk:
- Dinlenmelisiniz, dedi." [/b]



duygularıma esir oluyorum seni görünce...
..vuslat.. wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Eylül 02, 2008, 01:02:22 ÖS
Atatürk, ünlü güreşçi Kurtdereli'ye ödül olarak 1000 liralık bir İş Bankası çeki veriyor. Altını Kemal Atatürk diye imzalıyor, zaten çeklerde resmi de var. Pehlivan çeki İş Bankası' na götürüyor; kendisine 1000 lirayı ödüyorlar. Muazzam bir para.

Ama Kurtdereli hala bekliyor. "Ne bekliyorsun pehlivan?" diye sorduklarında çeki beklediğini söylüyor.
"Parayı aldın, çek bizde kalacak" diyorlar.
"O zaman alin 1000 liranızı, verin çekimi" diyor. "Onda Atatürk'ümün imzası var." Ve parayı iade edip Atatürk imzalı çeki sevgiyle cebine yerleştirerek gidiyor.

**Seymac** wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Eylül 22, 2008, 05:04:31 ÖS
> >>>ATATÜRK'ÜN BİR ANISI ! KEYİFLE VE DUYGULANARAK OKUYACAKSINIZ...> >>>
         Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
> >>>rastladı. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.-
> >>>Merhaba nine.Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;- Merhaba
> >>>dedi.- Nereden gelip nereye gidiyorsun?Kadın şöyle bir duralayıp,- Neden
> >>>sordun ki, dedi. Buraların saabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?Paşa
> >>>gülümsedi.- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk
> >>>milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi
> >>>nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.-
> >>>Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği,
> >>>atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana
> >>>bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim. - Muhtar niçin
> >>>Ankara'ya gönderdi seni?- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım
> >>>da... Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan
> >>>kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum.
> >>>Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da
> >>>bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de
> >>>bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup
> >>>duruyom bey. - Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadını
> >>>birden yüzü sertleşti.- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim
> >>>ki... O bizimVatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden
> >>>kurtardı.Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne
> >>>isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz.
> >>>Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı?
> >>>Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu
> >>>görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon,
> >>>bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver. Atatürk'ün
> >>>gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana
> >>>dönerek,- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim
> >>>köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı kadının elini
> >>>tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını
> >>>süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte
> >>>karşında duruyor.Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki
> >>>değneği yere fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir
> >>>manzaraydı bu. Ikisi de ağlıyordu. Iki Türk insanı biri kurtarıcı, biri
> >>>kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on
> >>>defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden
> >>>küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri.
> >>>Bunu Atatürk'e uzattı; - Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım
> >>>Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm. Paşa
> >>>hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra
> >>>birlikte köşke kadar gittik.Oradakilere şu emri verdi;"Bu anamızı alın
> >>>burada iki gün konuk edin.
> >>>Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin
> >>>benim armağanım olsun."

çiçek-02 wrote Ynt: Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Hikayeleri! Ekim 09, 2008, 03:55:33 ÖS
[size=8.5pt]Atamizdan Kisa Bi Hikaye[/font][/size][/font][/font][/font] [/font][/font] Izmir kurtuldu, cok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler. Ertesi gun kompartimanin kapisini calar yaveri, açar yorgun, bitkin,kravatini yikamaktadir Ataturk.
Yaveri "ya pasam bu ne hal hic uyumadiniz herhalde niye boylesiniz" der.
Ya çocuk kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz.
Kolumu yastik yaptim agridi setremi yastik yaptim usudum bende uyumadim kalktim" der.
Yaveri; "aman pasam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla battaniye getirirdik" der.
Ve bir ulke kurtarmaktan
donen komutan soyluyor bunlari tarihi bir cevap der ki "Gec farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz.Hicbirinize kiyamadim. Onemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi".
[/font]
[/font]


Sayfa: 1 2 [3] 4   Yukarı git